YARALAMA SUÇU VE CEZASI

Türk Ceza Kanunu’nun “Kişilere Karşı Suçlar” kısmının “Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar” bölümünde Madde 86 ve devamında düzenlenen yaralama suçu başkasının vücuduna acı verme, sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan yola çıkarak yaralama fiilinin kanuni tanımının gündelik kullanımdan farklı olduğunu öncelikle belirtmek gerekir. 

5237 sayılı yasa ile mülga 765 sayılı eski ceza yasasında “müessir fiil” olarak geçen bu suç tipi yeni yasada yaralama adını almıştır. Yaralama dendiğinde akla vücut bütünlüğüne gelen zararın anlaşılması sebebi ile aslında müessir fiil kavramı daha kapsayıcı bir kullanımdır. Maddenin ilk fıkrasında belirtilen “algılama yeteneğinin bozulması” hali, fiziksel olmayan etkilerin de kapsandığını gösterir ve yaralama fiilini salt bedensel zarardan çıkartıp müessir fiil kapsamını genişletir. 

SUÇUN BASİT VE NİTELİKLİ HALLERİ (AĞIRLAŞTIRICI NEDENLER) 

TCK 86/1 de yaralama suçunun basit görünümü mevcut olup “kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde açıklanmıştır.  

Maddenin ikinci fıkrasında ise yaralama suçunun basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek olması halinde dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmedileceği kuralı getirilmiştir. Ancak bu halde suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlanmıştır. Mağdurun veya veli ya da vasisinin şikâyeti olmaksızın basit tıbbi müdahale ile giderilen yaralanmalar re’sen soruşturulamaz. Ancak maddenin 3. fıkrasında yer verilen cezayı ağırlaştıran hallerde failin yaralama suçundan yargılanması şikâyete bağlı değildir. Bunlar yaralama suçunun:  

a-) Üst soya, alt soya, eşe veya kardeşe karşı

b-) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı

c-) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle

d-) Kamu görevlisinin sahip olduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle 

e-) Silahla

f-) Canavarca hisle

işlenmesidir. 

Kanun metninde belirtildiği üzere kasten yaralama suçunun yukarıda sayılan şartlar dahilinde işlenmesi halinde şikâyet aranmaksızın tahkikat yapılarak verilecek ceza yarı oranında, f bendi yani canavarca hisle işlenmesi durumunda ise bir kat artırılacaktır. 

Görülmektedir ki yaralama suçunun nitelikli hallerinin ele alındığı 86/3’te, yaralama suçunun üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı işlenmesi hali cezada artırım sebeplerinden biridir ve yargılanması mağdurun şikâyetçi olmasına bağlı değildir. Aile bireylerine yönelik şiddetten haberdar olan soruşturma makamı şikâyete gerek olmaksızın soruşturmayı gerçekleştirilmeli ve tahkikatın ardından suçun varlığına dair kanaate ulaşırsa bu iddiasını mahkemeye sunmalıdır.  Yargılamanın herhangi bir aşamasında mağdur tarafından şikâyet geri çekilse dahi söz konusu iddiaya konu olay kamusal bir dava olarak yargılanmaya devam edilmelidir. Aile bireylerine karşı şiddetle ilgili olarak Türkiye’nin de taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi’ne uyumlu olarak hazırlanan  6284 Sayılı Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’da şiddeti önlemeye dair birçok tedbir yer alsa da faillere verilecek cezalar Türk Ceza Kanunu ile belirlenmiştir. 

6284 Sayılı Kanun, şiddete uğrayan veya uğrama riski bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takibe maruz kalan kişilerin korunması ve şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirleri içermektedir. Bu sebeple bu kanunun öncelikli amacı yargılama sonucunda cezayı belirlemek değil, şiddet gören bireyi suçun tahkik edilmesi sürecinde koruma altına almaktır. Soruşturma makamlarınca karar verilen bu tedbirler birer ceza değil, suçun ortaya çıkmaması için alınması gereken önlemlerdir. 

SİLAH VE SUÇ ALETİ KAVRAMI

Yaralama suçu, failin mağdura gerek kendi vücuduyla, gerek aracı aletlerle zarar verebildiği bir suç tipidir. Md86/’de yapılan tanımı karşılayan unsurları taşıyan her durumda suç vuku bulmuş sayılır. Kanun maddesinde suçun oluşması için gerekli seçimlik hareketlerin sayılmamış olması, bizi sınırsız bir hareket alanına yönlendirmektedir. Kişinin, mağdurun saçını çekmesi, tokat atması, tekme atması da yaralama suçu kapsamındadır; sopayla kafasına vurması da bu kapsamdadır. Ruh ve beden sağlığına zarar veren ve zararın vuku bulmasına neden olabilecek elverişlilikteki tüm aletler kanunen suç aleti sayılır. Basit bir saç tokası, mağdurun gözüne batırılması halinde suç aleti haline gelir. Suç aletlerinin kanun maddesinde tek tek sayılmaması, zarara elverişli her materyali suç aleti sınıfına sokar. Mağdura atılan bir taş, top, cüzdan vb yaralama suçu dahilinde suç aletidir. Yani mağdur üzerinde etki etmesine neden olmasını amaçlayarak kullanılan her şey bu kapsamdadır. Md86/3-e’de belirtildiği üzere suça aleti kapsamına giren silahla* yaralamalarda cezada artırıma gidilecektir. Silah ibaresinden ne anlaşılması gerektiği TCK 6/1-F’te açıkça düzenlenmiştir:

f) Silah* deyiminden;

1. Ateşli silahlar,

2. Patlayıcı maddeler,

3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet,

4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler,

5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler

anlaşılmaktadır.

TAKSİRLE YARALAMA

Yaralama suçu yalnızca kastla işlenen bir suç olmayıp, suçun taksirle işlenebilen görünümü de mevcuttur. TCK madde 89’da taksirle yaralama suçu ele alınmıştır:

1-) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıyla cezalandırılır

2-) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına

b) Vücudunda kemik kırılmasına

c) Konuşmasında sürekli zorluğa

d) Yüzünde sabit ize

e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranda artırılır.

3-) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına

d) Yüzünün sürekli değişikliğine

e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine

neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.

4-) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, altı aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

5-) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz.

Taksir, TCK 22. maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır: 

“Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.”

Yaralama suçunun taksirle işlenmesi halinde soruşturulması mağdurun şikâyetine bağlıdır. Suç tarihinden itibaren 6 ay içerisinde şikâyet edilmeyen fiiller kendiliğinden soruşturulamaz ve yargılanamaz. 

Kasten yaralama suçu ise madde 86/2 (yaralama sonucu kişide oluşan zarar basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek hafiflikteyse) ve madde 88 (suçun ihmali davranışla işlenmesi)’deki haller haricinde şikâyete tabi değildir. Kanun koyucu madde 89/5’te bir istisna koyup bilinçli taksiri ayrı ele almıştır. Suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde; madde 89/1 hariç maddenin diğer fıkralarındaki hallerinde şikâyet aranmayacağı belirtilmiştir. Bilinçli taksir ise özetle; failin sonucu öngörebilecek durumda olmasına rağmen, o sonucun ortaya çıkmasını istemediği durumlarda söz konusu olur. Trafik kazalarında kural ihlali yapılmasıyla ortaya çıkan zararlarda sıklıkla karşılaşılan bir durumdur ve sonuçları itibariyle titizlikle incelenmesi gerekir. 

NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA SUÇU 

  Herhangi bir suçun basit görünümüne yönelik kasten harekete geçilmesine rağmen suçun basit tanımından daha ağır bir neticenin vuku bulması halinde neticesi sebebi ile ağırlaşmış suçtan söz edilir.

TCK 87 de kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri ele alınmaktadır. Madde metnini inceleyecek olursak:

1-) Kasten yaralama fiili mağdurun;

a-) duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına

b-) konuşmasında sürekli zorluğa

c-) yüzünde sabit ize

d-) yaşamını tehlikeye sokan bir duruma

e-) gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre (madde 86) belirlenen ceza 1 kat artırılır. ancak verilecek ceza, birinci fıkraya giren hallerde 3 yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde beş yıldan az olamaz.

2-) Kasten yaralama fiili mağdurun:

a-) iyileşme olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b-) duyularından ya da organlarından birinin işlevinin yitirilmesine

c-) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına

d-) Yüzünün sürekli değişikliğine

e-) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine neden olmuşsa,

Yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak verilecek ceza birinci fıkraya giren hallerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde sekiz yıldan az olamaz.

3-) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre yarısına kadar artırılır.

4-) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmiş ise yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan on iki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise on iki yıldan on altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Bu hallerde failin kastının yaralamaya yönelik olması durumunda ortaya çıkan sonucun, failin kastını aşarak daha ağır sonuçlar ortaya çıkması ile verilecek ceza artırılsa da failin kastının doğru bir şekilde belirlenmesi önem arz etmektedir.  

  TCK 23’e göre failin bu neticeden sorumlu tutulabilmesi için, neticenin ortaya çıkmasında en azından taksirle hareket etmesi gerekir. 

TCK madde 23:

 “Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.”

  Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bir suçtan söz edebilmemiz için, yaralama suçu açısından kasten hareket edilmiş olması gerekirken, meydana gelen sonuç ve kastla hareket edilen sonuç arasında illiyet bağı bulunmalı ve failin ağırlaşmış sonuç hakkında en azından taksir ile hareket etmiş olması gerekmektedir. Ancak tüm bu koşulların varlığı halinde mahkeme tarafından cezada artırıma gidilebilir. 

TCK 87/1’deki yukarıda sayılı neticelerden birkaç tanesi aynı anda gerçekleşmiş olsa dahi cezada tek artırıma gidilir. Birinci fıkrada belirtilen neticelerle birlikte ikinci veya üçüncü fıkrada yer alan neticelerden birinin de gerçekleşmesi halinde ise en ağırından dolayı artırıma gidilir. TCK 87. maddenin 4. fıkrasında, 86. maddenin 2. fıkrasına yapılmış bir atıf bulunmamaktadır dolayısıyla basit tıbbi müdahale (BTM) ile giderilebilecek bir yaralamadan, öngörülmemiş olsa bile ölüm meydana gelirse taksirle öldürmeden söz edilir. (Madde 85) Ancak ölüm değil de 87. Maddedeki neticeler meydana gelmiş ise artık kasten gerçekleştirilen fiilin basit tıbbi müdehale ile giderilebilir olduğu söylenemez, bu durumda nitelikli hal uygulanır.

Kanun metninden anlaşıldığı üzere; yaralama suçunun ağır neticelenmiş halleri kimi durumlarda kasten öldürmeye teşebbüs suçuyla sırt sırta bir konumda olup; içeriklerindeki “yaralanma” ortak unsuru sebebiyle çok fazla iç içe geçmişlerdir. Suçun sınıflandırılması aşamasında, inceleme yapılırken her vaka kendi içinde incelenip sonuca ulaştırılmalıdır. Ancak sınırların çok sert çizgilerle ayrılmadığı bu iki suç tipinde inceleme yapmak pek de kolay olmamaktadır.

KASTIN BELİRLENMESİ İLE İLGİLİ YARGI KARARLARI VE DEĞERLENDİRMELER

Doktrinde ve Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında bu ayrım yapılırken dikkat edilmesi elzem olan noktalar işaret edilmektedir:

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2006/1-97 E.N, 2006/132 K.N kararına göre kasten öldürmeye teşebbüs ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçlarının manevi unsur yönünden birbirinden ayrılması konusunda;

“Eylemin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenebilmesi, sanığın kastının saptanması ile mümkündür. Esasen failin iç dünyasını ilgilendiren kastının belirlenmesinde, olay öncesinde, olay sırasında ve sonrasında failin dışa yansıyan davranışları ölçü olarak alınmalıdır.”

Yerleşmiş yargı kararlarında da vurgulandığı üzere, insan öldürmeye kalkışma ve yaralama suçlarını birbirinden ayıran başlıca ölçütler; failin olay öncesi, olay sırası ve olaydan sonraki davranışları kastın belirlenmesinde ölçü olarak alınmalıdır. Yargıtay’ın yerleşmiş kararlarına göre, öldürmeye teşebbüs ve yaralama suçlarını birbirinden ayıran başlıca ölçütler; 

*fail ve mağdur arasındaki husumetin nedeni ve niteliği,

*failin cürümde kullandığı saldırı aletinin mahiyeti,

*atış veya darbe sayısı ile mesafesi.

*mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri ile nitelik ve nicelikleri,

*hedef seçme imkânı olup olmadığı, olayın akışı ve sebebi,

*failin işlemeye kastettiği cürmün meydana gelmesine iradesi dışında engel bir halin olup olmadığıdır.

Ancak burada önemli olan husus, sadece suçun işleniş biçiminin ele alınmaması gerekliliğidir. Yapılacak maddi vaka incelemesinin tek kriter olması, suç tespitinde yanlış sonuca götürebilmektedir. Şöyle ki; bu iki suç tipinde de mağdurun maruz kaldığı durum ve sonuç yaralanmadır. Bu suç tiplerini ayıran tek fark, failin hangi kastla hareket ettiğidir. Dolayısıyla failin psikolojisi ve elde etmek istediği sonuç bizi doğru suç tercihine götürecektir. “Kast” her türlü kuşkudan uzak, kesin ve açık bir amacı ifade eder. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği, failin hangi suça kastettiği hususunda tereddüt yaşanması halinde niyet okuma yapılamaz, cezai yaptırımı daha hafif olan kasten yaralama hükümleri uygulanır. Zira Yargıtay’ın karar verirken kullandığı söz konusu kriterlerin de olayın görünüşünü yorumladığı ancak bu yorumla asıl amacının failin psikolojisini çözümlemek olduğu görülmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2006/1-97 E., 2006/132.K. sayılı kararına göre;

“Sanığın, aralarındaki tartışma nedeniyle aniden gelişen olayda hem nacak hem de bıçak kullandığı ve mağdureyi, sol. 6. interkostal aralıktan toraksa nafiz olan ve pnomotoraks (akciğer travması) oluşturan tek sayıda kesici delici alet darbesiyle hayati tehlikeye neden olacak şekilde, kafa ve sol femurdaki diğer iki kesici alet darbeleriyle ise hayati tehlikeye neden olmayacak halde üç yerinden yaraladığı, her hangi bir engel neden bulunmadığından eylemine devam etme olanağı olduğu halde, mağdurenin yapmamasını söylemesi üzerine, eylemini sürdürmeyerek bırakıp gittiği anlaşıldığından, Delici kesici aletle vaki olup hayati tehlike yaratan darbın bir adette kalması durumunda failin kastının öldürmeye yönelik bulunduğu hususu kuşkulu kalacağından ve aşılamayacak kuşku da lehe yorumlanmak gerektiğinden eylemin yaralama olarak kabul ve takdirinde zorunluluk bulunmaktadır. Bu kabulün sonrasında, neticenin ağırlığının, mağdurenin hayati tehlike geçirmiş olması ve birden çok silah darbesine maruz bırakılmasının ve oluşuma etki eden sair unsurların temel ceza belirlenirken alt sınırdan ayrılma noktasında takdir hakkı yönünden nazara alınması gerekir.”

Dikkat edilmesi gereken bir nokta da; yüksek hayati tehlikenin vuku bulmasının öldürme kastı ile hareket edildiğinin doğrudan bir göstergesi olmadığıdır.

“Sanığın kendisiyle arkadaşlığını bitirmek isteyen mağdureyi bıçakla 12 yerinden yaraladığı, mağdurede mevcut 12 adet kesici delici alet yaralarından 11 adedinin yüzeysel olduğu, sadece bir tanesinin batına nafiz olup hayati tehlike doğurduğu, mağdur ve annesi müştekinin anlatımları da dikkate alındığında hayati bölgelerin özellikle hedef alınmadığı, etkin bir engellemenin söz konusu olmadığı, olaydan sonra sanık ve mağdurenin evlendikleri hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın kastının yaralamaya yönelik olduğunun kabulü ile yaralama suçundan cezalandırılması gerekmektedir.”  

Yargıtay’ın söz konusu ifadesinde görülmektedir ki; vuku bulan olayda hayati tehlike mevcuttur. Ancak TCK 87/1, d bağlamında hayati tehlike doğuracak şekilde yaralama suçunun işlenmesi mümkün olduğundan, hayati tehlike kriteri ancak diğer kriterler ve olayın oluşu ile birlikte değerlendirildiğinde failin öldürme kastının ortaya çıkarılmasında değer kazanabilecektir. Zira verilen kararlarda da görülmektedir ki; ancak açık ve net bir şekilde öldürme kastının bulunduğu sonucuna varılabiliyorsa ancak o zaman kasten öldürmeye teşebbüs suçuna gidilmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.03.2010 tarihli ve 2009/1-252 E., 2010/46 K. sayılı kararında;

“Sanık ve katılan arasında, olay öncesinde iki kez yumruklaşmaya varan kavga yaşanmış olması ve sanığın olay öncesinde bu nedenle katılanı aradığı, kaçamaklı savunmasında da belirttiği üzere karşılaştıklarında, 20-25 metre mesafeden 3 el ateş ettiği anlaşılmaktadır. Sanık, silahını kolluk görevlilerine boş olarak teslim etmiştir. Bütün bu hususlar nazara alındığında, sanık ve katılan arasında olay öncesinde kavgaya varan husumet bulunduğu, mağdura, elverişli vasıta niteliğindeki 9 mm’lik tabanca ile yine sonuç almaya elverişli mesafeden, hayati bölge niteliğindeki batın bölgesine yönelik olarak ateş ettiği, 3 el ateş ettikten sonra silahında mermi kalmadığı ve mağdurun yaralandığını gördükten sonra herhangi bir müdahalede bulunmadan ya da yardım istemeden olay yerinden ayrıldığı sabit olup, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır; zira sanık, önceden aralarında bulunan husumet nedeniyle elverişli mesafeden, elverişli bir silah ile mağdurun hayati bölgelerini hedef seçerek, birden fazla kez ateş etmiş, mağdurun, bu atışlardan bir tanesinin isabet etmesi nedeniyle yaralanması üzerine ve silahında merminin bitmesi nedeniyle eylemine devam edememiş, onu olay yerinde bırakarak ayrılmıştır. Bu nedenle sanığın, sabit olan eylemine uyan, kasten öldürmeye kalkışma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, dosyadaki kanıtlara uymayan bir şekilde kasten yaralama suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.” 

Mevcut kararda görülmektedir ki; husumetin varlığı, elverişli vasıta ile suçun işlenmesi, darbenin şiddeti, darbelerin hayati bölgelere vurulması, failin bir engelden dolayı eylemine son vermesi ve eylem sonrası mağdura yönelik iyileştirici müdahalelerde bulunmaması hususlarının, yani öldürme kastından söz edebilmek için aranan şartların hepsinin somut olayda bulunması sonucunda ancak kasten öldürmeye teşebbüs hükümlerine gidilmektedir.

Kastın hangi suç tipine yönelik olduğunun belirlenmesi hususunda fail ve mağdurun boğuşma halinde olduğu, arbedenin mevcut olduğu haller belki de en karmaşık durumlardır. Bu ve benzeri durumlarda, darbelerin baş, göğüs, karın gibi yaşamsal bölgelere yönelik olması failin öldürmeye yönelik kastını gösteren emarelerden olsa da, mutlak ve direkt olarak failin öldürme kastını ortaya koymaz. Darbelerin yerinin ve yönünün failin kastının belirlenmesinde yardımcı unsur olarak kullanılabilmesi için failin iradesi ile ve bilerek isabet alıp almadığının belirlenmesi gerekir. Darbeleri isabet yeri tesadüf ürünü olabilir. 

“Sanığın bıçağını hedef seçerek sapladığının belirlenememesi, yaraların boğuşma sırasında husule geldiğinin anlaşılması, sanığın öldürücü yarayı ika ederken serbest iradesi ile hedef alarak vurduğunun anlaşılamaması, mücadele anında hedef alma imkânının bulunmaması” gibi sanığın öldürme kastının belirlenemediği durumlarda, mevcut deliller sanık lehine değerlendirilerek kastın yaralamak olduğunun kabulü gerekmektedir. 

YARALAMA SUÇUNUN İHMALİ DAVRANIŞLA İŞLENMESİ 

Yaralama suçu yalnızca icrai hareketle değil, ihmali hareketle de işlenebilen bir suç olup md88’de suçun ihmali davranışla işlenen görünümü ele alınmaktadır.

Madde 88- (1) Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir.

Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.

  Kanun metninden anlaşılacağı üzere suçun ihmali davranış ile işlenmesi halinde verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur. Bu da bizi md 83’e yönlendirmektedir. Md 83/1-2 ye göre; ihmali davranış nedeni ile meydana gelen zarardan kişinin sorumlu tutulabilmesi için, yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması şartı aranır. İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanunu düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması (83/1-a) önceden gerçekleştiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması (83/1-b) gerekir. Kişinin bu sebeplerle sorumlu tutulabilmesi için, zararı önlemek için bir davranışı yapmakla yükümlü olması, davranış bakımından da hareket olanağı bulunması ve faaliyetin beklenebilir olması gerekmektedir. 

Görüldüğü üzere yaralama fiili gündelik kullanımda oldukça basit görünmekle beraber, bir suç tipi olarak hukuken değerlendirmesi birçok farklı değişkene bağlı olarak ve hassasiyetle yapılması gerekir. Suçun vasfının (yaralama, kasten öldürme) ve manevi unsurunun (kast, taksir) doğru şekilde belirlenmesi hem yargılama usulü hem de maddi olayın esası bakımından önem arz etmektedir. 

Av. Bensu Çoşkun

Av. Adnan Onur Acar

adnanonuracar@gmail.com